25 04 2011

Ütopya**

Bugün onunla barda karşılaşacağımızı bildiğim halde oraya tekrar gitmemin sebebi sadece ‘onunla barda tekrar karşılaşmaktı’ doktor bey. Beklediğim gibi aynı köşede aynı yapışkan gülüşle ve aynı yeşil kokuyla oturuyordu. Beyin kıvrımlarında dolaşan dumandan olsa gerek yanına yaklaşana kadar beni görmedi. Kokusunu elimle tutabilecek kadar yaklaştığımda sonunda tanımıştı. Duygularına dokunabilmek için bedenine de dokunmam gerektiğini fark ettiğimde midem kalkmıştı. Kendimi tutmalıydım. Arabaya bindiğimizde o on dakika sonra bir kızı becereceğini düşünüyordu. Hem de onun evinde. Bu düşüncenin verdiği ön zevkle bir sigara yaktı. Dumanın koltuklara sinmemesi için hemen camları açtım.

Eve vardığımızda hala yeterince sarhoştu. Onu yatak odasına taşırken beceriksiz hamlelerle vücuduma dokunmaya çalışıyordu. Heyecanını hızlı ve kesik soluklarından hissedebiliyordum. Çürük bedenini yatağa bir kum torbası gibi bıraktığında ben karşısında soyunmaya başlamıştım. Bir it gibi solumaya devam ediyordu.

Dilini ağzımın içinde hissettiğimde duyguları da dişlerimin arasından akmaya başlamıştı. Dudaklarını hafifçe ısırdığımda bunu fark etmeyecek kadar kendinden geçmişti. İhtiyacım olanın içimde filizlendiğini hissedebiliyordum. Daha iyi hissetmek için daha şiddetli ısırdım. Ve daha da çok. Bağırmaya ve yatakta çırpınmaya başlamıştı. Dudağının ağzımda kalan parçasını yere tükürdüm. Yatağa bağlanmasının özel bir fantezi olduğunu düşünecek kadar histerikti. Kanla boyanmış dilini dışarı çıkararak bağırıp benim küçük bir orospu olduğumu söylerken ben üstünden inip mutfağa gidiyordum. Elimde bıçakla geri geldiğimde çığlıklar atıp yardım dileniyordu. O kadar zavallı gözüküyordu ki elimde daha büyük bir bıçak bulundurmadığım için pişmanlık duyuyordum. Vücudunda küçük yaralar açarken her çığlık kendimi daha iyi hissetmemi sağlıyordu. Bir erkek bedeninde estetik durmayan tüm ayrıntıları yok etmeye karar vermiştim doktor. Verdiğim karardan kısa bir süre sonra çığlıklar kesilmişti. Tabii bu evi satın alırken şehirden uzak olmasının ayrıcalıkları arasında bunu düşünmemiştim. Üzülerek söylemeliyim ki erkek bedeni kadınınkiyle karşılaştırıldığında hiç ama hiç estetik değildi. Bu oldukça özensizce yaratılmış et yığınını çöp torbasına koyup evin bahçesine özenle gömdüm. Hissettiklerimi düşünürsek bir mezar kazmakla uğraşmaya kesinlikle değerdi.

Birinin canını alma düşüncesi pratiğe geçirilişinden çok daha zordu. Tabii ki öldürdüğümün farkındaydım. Ama bu benim için hiçbir şey ifade etmiyordu. Suçluluk duymuyordum. Hatta neredeyse kendimle gurur duyuyordum. Ömrü boyunca zarar vermekten başka yeteneği olmayan bir paraziti en azından bir kişi için yararlı hale getirmiştim. Evet doktor bey. Onu ölümle onurlandırmıştım. Ve dediğim gibi kendimi çok daha iyi hissediyordum. Yarım kalan kitabımın başına oturup yazmaya devam ettim. Parmaklarım daktilonun tuşlarında kayıp gidiyordu. Ama kitabın sonunu getirebilmek için daha fazla kişi onurlandırmalıydım. Bir hafta boyunca her gün aynı bara gittim. Ve müstakbel cesetlerimle sevişmeye devam ettim. Kitabın son cümlesini yazarken O’nu da öldürdüğümü fark edene kadar her şey yolundaydı.

***

Önündeki daktiloya bakarken kendisine gelen yüzlerce hastadan en ilgincini bulduğuna emindi. Tam o sırada her zaman çalınarak açılan kapısı ani bir darbeyle parçalandı. Kapısını ne zaman kilitlediğini hatırlamıyordu. Kapıyı açtığında karşısında iki polisi dikilirken buldu. Şaşkın bir halde gözlerini art arda kaparken evinin bahçesinde sekiz cesetle suçlandığını öğrendi. Daktilonun yanında duran yüz yirmi sayfaya baktı. Ve kelepçelenmesi için ellerini uzattı.
Yapabilecekleri en kötü şeyi yapmışlar, ütopyalarında karşılaşmışlardı

2 bla bla..: