18 04 2011

Ütopya*

Kapıyı açtığımda kan çanağı gözleriyle karşımda dikiliyordu. Günümün çok kötü geçtiğini anlamış gibiydi. Gününün çok kötü geçtiğini zaten anlamıştım. Hiçbir şey söylemeden içeri girdi. Hiçbir şey söylemeden anlatmaya başladı. Onda neyin eksik olduğunu anlamak için sözcüklere ihtiyacınız varsa dostu olursunuz. Sözcüklere ihtiyacım olmadığı için ruhu sadece benim ruhumla sevişiyordu.

— Sattın yani? Dedim.
— Evet! Dedi.
— Benim de işime yaramıyorlar uzun zamandır.
— Yazmak için buna ihtiyacım var.
— O zaman yazma.
— Bu en pratik yol olabilir ama bunu istemiyorum.
— İnsan olduğun için hissetmiyorsun. Hissettiğin için insansın.
— Eğer onlar olmasaydı ‘böylesine insan’ olmazdım.
— Üzgünüm öylesin. Maalesef çok fazla ‘insan’ var. Henüz duygularını satmamış olanlara dokun.

Geldiği gibi geri gitti. Sessiz ve kan çanağı. Tatmin olmuştu. Bendeyse değişen bir şey olmadı. Kanepeye uzanıp hayallerime kaldığım yerden devam ettim.

***

Uykuya ihtiyacım vardı. Söylediklerini düşündüm. Başkalarının duygularına dokunmak olabilecek en hisli davranıştı. Yine haklıydı. Hep haklıdır zaten. Bir düşünceye ne kadar sıradan ve genel geçer muamelesi yaparsanız inandırıcılığı o kadar artar. Yöntemi buydu. Tabi bu her seferinde işe yaramasına engel değildi.

Başka insanlar ve başka duygular bulup onları kendi içimde hissetmeliydim. Tek sorun bunu nasıl yapacağımı bilmememdi. Ben de aklıma gelen ilk yolu seçtim doktor bey.

***

Barda tanışmamızın üzerinden bir hafta geçmişti. Uçmak için her gün aynı bara gelen içinin çürüyüşünü iki metreden duyulabilen berbat kokusundan anlayabileceğiniz yüzlerce parazitten biriydi. Tanıştığımız gün yanıma sokularak duman, ter ve alkol kokusunun üzerine bir de meni kokusu eklemek istemişti. Koşarak çıkmıştım bardan. Rüzgâr yüzüme vurdukça organlarının o çürük kokusunu duyuyordum. Eve varana kadar iki kere kusmuştum.


...Devam ed..

0 bla bla..:

Yorum Gönder